Halis Özdemir
RAVZA YAYINLARI
Sanki zaman durmuş, yol tükenmişti.
Sadece ürkütücü şu ses kulaklarımda yankılanıyordu.
“Başını eğ ve içeri gir”.
“İstersen gözlerindeki bağı açabilirsin”.
Bu bir şaka mıydı? Bulunduğum yeri tanımaya genişletmeye çalışırken
Beynimde peşi peşine sorular sıralanıyordu.
Ben neredyim?
Niçin bu yerdeyim?
Kimler ne için beni buraya getirdiler?
Kime ne zararım dokundu?
Ben ne yaptım?
Beynimde bu cevapsız sorular uçuşurken genzimi dayanılmaz bir koku yakıyordu.
Burası karanlık, soğuk, daracık ve pis bir yerdi...
Halis Özdemir 12 Eylül 1980 İhtilali sonrası Akıncı olmaktan tutuklanarak Mamak Askeri ceza ve Tutuk Evi’nde yattı. 18 aylık tutukluluğunun 40 gününü hücrede geçirdi. Mamak Askeri Ceza ve Tutuk Evi anılarının geniş bir bölümü ile siyasi çalışmalarındaki ilginç şahitliklerini bu kitapta “Tarihe Not” düşmek üzere bir araya getirdi.
ÖNSÖZ
Bismillahirrahmanirrahim.
Asırlarca dünya liderliği yapan aziz milletimiz, yirminci yüz yılın başında kanları ile yoğurarak elimizde bulunan bir avuç toprağımızı ancak koruyabilmiştir.
Elimizde bulunan ve içinde yaşadığımız bu toprakların jeeopolitik, stratejik konumuna ve tarihi zenginliğine baktığımızda ne kadar zor ve ne kadar kıymetli bir ülkede yaşadığımız anlaşilacaktır.
Aziz vatanımız ve milletimiz üzerine kötü emeller besleyenler hiç uyumamış ve atasözümüz olan "Su uyur, düşman uyumaz" sözünü bizlere, neslimize unutturmaya ve hatta "Globalleşme" vesaire gibi aldatıcı sözler arkasında ahlaki, içtimai, ekonomik olarak bu güzel vatanı ve insanımızı narkozlanmışçasına yok etme girişimlerini sürdürmüşler ve sürrdürmektedirler.
İnsanımızı hiç de layık olmadığı yönetimlere muhtaç ettmişler "Sirk aynaları" ile doğruyu eğriden ayırt edilemez hale getirmişlerdir.
Ancak ne var ki, ülkemiz üzerinde emelleri olanlar tarafından 1970 ve 1980’li yıllarda insanımız bir kardeş kavgasının içine çekilmiş, bir takım karanlık mihraklarca milletimize kan kusturulmuştur.
Ülkemizde bu mücadeleler, yani sağ-sol adına iç çatışmalar sürerken, milletimizin mütedeyyin gençliği ise önceleri Milli Türk Talebe Birliği şemsiyesi altında toplanmış geleceeğimiz olan nesilin "Maneviyatçı Gençlik" olması için Milli Türk Talebe Birliği teşkilatı üstün gayretler göstemiştir. Ne var ki, daha sonraları "Partiler üstüyüz" diyerek "Ağabeyleri" olarak ifade ettikleri kişiler tarafından kurulan siyasi oluuşuma mesafeli durmayı tercih etmişlerdir.
1975 yılında daha on sekiz yaşında iken Milli Türk Talebe Birliği Tokat Teşkilat Başkanlığı yapmıştım. Şahsen o tarihlerde genel merkez yöneticileri ile görüşerek bu soğukluğu gidermek için çok gayret gösterdim. Genel Başkan Kasım Yapıcı ile de uzun bir görüşme yaptım fakat maalesef olumlu bir netice alamadım!
Gönüller kırılmış, tefrika bir kez girmişti. Tefrikaya yer verilmemeliydi. Bu başarılamadı.
1975 yılında Akıncılar Derneği Genel Merkezi çoğunlukla Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi ’nde okuuyan öğrenciler bir araya gelerek "Mevcut anarşik ortamdan, gerek kendilerini, gerekse gençleri kurtarmak, maddi ve manevi yönlerden üstün meziyetli bir gençlik yetişmesine yardımcı olmak ve bu yönde çalışmalar yapmak" düşüncesiyle kuruldu. Kısa zamanda bütün Türkiye’de teşkilatlandı ve sonra Akıncı Memurlar Derneği, Akıncı İşçiler, daha sonra benim de Genel Başkanlığını yaptığım Akıncı Sporcular Derneği kuruldu ve Akıncı teşkilatlarının şube sayıları ihtilal öncesine kadar bini çoktan geçmişti.
Akıncılar Derneği Genel Merkezi ’nin bir kışkırtma sonucu kapatılması -ki ileride açıklayacağım- Konya’da Akıncı külltürü almış bir grup gençle Akıncı Gençler Derneği kuruldu ...
Akıncılar da, ülkemizde oynanan kardeş kavgasının içine çekilmek istendi. Bu uğurda "Canlar verildi, hakaretlerle karşılaşıldı" buna rağmen bu tuzağa düşmediler. ..
Bu kitabı neden yirmi altı yıl sonra yazdım ya da bir başka ifadeyle "Yazmak zorunda" kaldım?
1980’den sonra dünyaya gelen yeni nesil kendi yakın tarihhlerini ve bu tarihlerdeki mücadeleleri bilmiyorlar. Oysa bir yakın tarihimiz var. Birikimlerimiz, emeklerimiz, hatalarımız, sevaplarımız var. Ve ben de bu tarih içinde, ön saflarda bulunmuş bir genç olarak gördüğüm gerçekleri yazmaya kendimi mecbur hissettim ve bütün yaşadıklarımın önemli bir bölümüünü dile getirerek tarihe bir not düşmek istedim. Çünkü çok önemli olaylara şahitlik ettim ve çok önemli olaylar yaşadım.
1980 ihtilali ile "Akıncı Teşkilatları" kapatılmıştır. İhtilalden sonra kurulan ve adını "Akıncılar" veya "Akıncı" olarak ifade eden dernek veya kuruluşlar ile Akıncılar içindeki dahili ve harici etkenlerden oluşan ihtilaflar ve "Akıncı Güç" oluuşumu ve Akıncılar Genel Merkezi toplu davası dışındaki yargılanma ve buna bağlı olaylar bu çalışmanın konusu dışındadır.
Aşağıda okuyacağınız olaylar yirmi iki yaşındaki bir genncin 1980 öncesi ve sonrasında yaşadıklarıdır ...
Aziz okuyucu!
Belki sen şu an yirmi iki yaşındasın, ya da yirmi iki yaşınnda evlat sahibi bir insansın. Burada yazılanların abartısı yok. Ama yazılamayanlar çoktur. Mamak’ta yaşadıklarımızı sadece ben yaşamadım. Sağda veya solda oluşmuş bütün gençlik örgütleri mensuplarının da önemli bir kısmı yaşadılar. Bunu İhtilal’i yaşayanların çok iyi anlayacaklarını umuyorum.
Kimseye hakaret veya küçük düşürmek gibi bir niyetimiz katiyen olamaz. "Kul kusursuz olmaz", "Hata insan içindir". Bunların anlatılması, tamamen ders çıkarmak ve bundan sonrasında hatıralar çerçevesinde deruhte edilmiş bazı hatalara düşmemek, yaşamamak içindir.
Bu kitapta sıralanmış olaylara yüzeysel bir bakışla bakıldığında gençlerle emniyet güçleri arasında geçmiş vakalarmış gibi görmek mümkündür. Ancak, bütün bu yaşananlar gençleri emniyet güçleri ya da askerler arasında olmuş bir olaylar zinciri değildir. Aslında derinlemesine ve yaşanan olayların arka planına bakıldığında onların da ötesinde başka ellerin ve odakların bu olayları tezgahladıklarını görmek mümkündür. Yukarıda belirttiğim gibi bu kitabın amacı da yüzeysel bir bakışla görülebilecek gençlikle emniyet güçleri arasında bir çatışmayı vurgulamak değil, bilakis ülkemizin sürüklendiği bu olayların arka planına vurgu yapmaktır.
Çünkü başka Türkiye yok. Vatan bizim aziz vatanımız. İnsan bizim aziz insanımız. Asker bizim göz bebeğimiz. Biz yetmiş milyon kardeşiz.
Büyük bir medeniyetin temsilcileriyiz.
Bu hatıratı yazarken pek çok aşamasında olayları birlikte yaşadığımız pek çok arkadaşımdan görüş aldım. Onların tavsiyelerine ve öngörülerine önem verdim. Bu bir "Akıncılar Tarihi" değil. Bazı arkadaşlarımın dediği gibi bir bakıma kişisel bir tarafı da öne çıkmış bir çalışmadır. Ancak unutulmamalıdır ki, bu bir hatırattır ve kendimin bizzat içinde bulunduğum veya şahidi olduğum olayları ve konuları yazdım. Bir iki istisna dışında bildiğim ama benim içinde olmadığım hiçbir şeyi yazmadım. Bu bakımdan kişisel bir kitap gibi bakılabilir. Ama aslında zaten hatıratlar ağırlıkla kişinin kendi yaşadıklarını anlatır. Ben kendi yaşadığım olayları birebir yazarken yukarıda da ifade ettiğim gibi olabildiğince yaşananların arka planıına da vurgu yapmaya çalıştım.
Bu hatırat çalışmasını dört bölümde ele aldım. Birinci Böölüm’de tamamen sıcak, sıcak olduğu kadar da okuyucu açısından ilgi çekici olacağını umduğum 12 Eylül İhtilali’nin sıcak günlerini ve en önemlisi pek çok kitaba konu olmuş Mamak Zindanları’nı kendi yaşadıklarımla anlattım. Bu bölümde ve diğerlerinde kronolojik bir sıra takip etmedim. Kitaba aldığım hatıralardan okuyucu açısından bir çırpıda okunabilecek şekilde kendi içinde bir kompozisyon yapmaya çalıştım. Bu yüzden okuyucu bazen tarih olarak uzağa bazen de yakına gidecektir.
İkinci bölümde; Mamak’tan tahliye olduktan sonraki "gerçek hayat" içindeki yürüyüşümü sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu çalışma aslında birinci bölümle başlayıp bitirilebilirdi. Anncak, okuyucu en azından benim yaşadıklarım bakımından olayların daha sonraki seyrini merak edebilir düşüncesi ile ondan sonraki şahitliklerimi de sizlerle paylaşmayı uygun buldum.
Üçüncü bölümde; hiçbir olayın tek başına, bağımsız bir şeekilde bir anlamı olmadığı gerçeğinden hareketle birinci ve ikinci bölümde yazdığım olayların aslında birbirinden bağımsız olmadığını her birinin arka planlarının olduğunu bir şekilde vurgulamak için yine şahitlik ettiğim veya içinde bulunduğum olaylarla açıklamaya çalıştım.
Okuyucunun benim söylemek istediğimden daha öteleri göreceği kanatindeyim. Bu bakımdan bu çalışmanın konusu itibariyle başka çalışmaları da getireceği inancımı ifade etmek isterim.
Dördüncü bölümde; 12 Eylül İhtilali’ne gelinceye kadar benim içinde bulunduğum hizmet organizasyonları açısından birkaç değerlendirme ile 12 Eylül 1980’e gelinceye kadar üllkemizin hangi badirelerden geçtiğini gösteren birkaç alıntı ile bunlar üzerindeki kendi yorumlarımı sizlerle paylaşmak isteedim.
Kitabın gerçek hayattan alınmış olaylar üzerine oturduğunu gösteren bazı belgeleri ise ayrı bir bölüm yapmak yerine kitabın akışı içinde ilgili olduğu yerde sizlere takdim ettim.
Şu hususa bir kere daha vurgu yapmak isterim. 12 Eylül 1980 ihtilalinde ben 22 yaşımda bir gençtim. İhtilalin muhatabı olmuş 80 gençliği de benim yaşlarımda idi. Bu kitap ise ihtilalden tam 26 yıl sonra yazılmıştır. Bu günkü gençliğin genel yapısı ile özellikle bu çalışmada sizlere takdim ettiğim bellgelerin ifade ettiği birikimi karşılaştırırsanız, sadece bu açıdan bile 12 Eylül İhtilali ’nden sonra gençliğimizin ne kadar kayıp içinde olduğunu net olarak görürsünüz.
Okuma akıcılığı sağlamak ve Mamak’ı görmemiş, yaşamamış olan okuyucular için algılama kolaylığı için Çizgi Ustası Şafak Tavkul ’un kaleminden çizimlerle kitaba farklı bir boyut da kazandırmaya çalıştım.
Bu kitabın hazırlanmasında yardımlarını esirgemeyen kaadim dostlarım ve dava arkadaşlarıma, Gazeteci Araştırmacı Yazar Ayhan Bilgin’e, görüşleri ile katkıda bulunan Yrd. Doç. Dr. Av. Süleyman Akdemir, Dr. Av. M. Sinan Kılıçoğlu’na, kiitaba çizgileri ile katkıda bulunan Şafak Tavkul’a ve kitabın editörlüğünü yapan Gazeteci Hasan Durmuş Beye şükranlarımı sunuyorum.
Hatalarımızın affı nı ve sevaplarımızın karşılığını Yüce Alllah ’tan beklemekteyiz.
Halis Özdemir
Ağustos 2006